Prof. Dr. Ekrem Demirli
Prof. Dr. Ekrem Demirli
İstanbul Üniversitesi

Prof. Dr. Ekrem Demirli

İstanbul Üniversitesi
Ekrem Demirli: Yeni bir metafizik inşa etmemiz gerekiyor

Ekrem Demirli: Yeni bir metafizik inşa etmemiz gerekiyor

Manevi hayatın derinliğini kazandıran amillerden birisi melekler… Peki, meleklere imanın nasıllığını düşünmeye nereden başlayacağız? Melekler bahsi geçmişten günümüze hangi meseleler etrafında şekillendi? Müslüman âlimlerin çelişkiye düştükleri ya da tevakkuf ettikleri hususları, naziri düşüncedeki tercihlerini Prof. Dr. Ekrem Demirli’yle konuştuk.

Günümüzde meleklere inancın zayıflamış olduğunu düşünüyor musunuz?
Elimizde bu konuda insanların inancını değerlendirebilecek bir ölçüt yok tabii. Ama genel olarak Müslümanların meleklere inanç bahsini izah etmekte, temellendirmekte zorlandıklarını söyleyebiliriz. Zaten açıklaması zor bir konu olan meleklere iman meselesi, pozitivist telakkilerin güçlenmesiyle birlikte daha da güçleşen bir hâl aldı. İşin en kolay kısmı “iman ediyorum” demek ve bunun keyfiyeti üzerinde hiç durmamaktır. Böyle bir iman biçimi bazı durumlarda teşvik edilmiştir, fakat meleklere iman etmek Allah’a iman etmek gibi tamamen bilinemezliğe irca edilebilecek bir mesele değil. Melekler yaratılmış varlıklar, bir gayeleri var, yeryüzünde ortaya çıkan birtakım fiiller onlara izafe edilir.

Yani “iman ettik” deyip bırakmamalı mıyız melekler bahsini?
Meleklere iman etmek ve onları bilmek, insanın yeryüzündeki serüvenini doğru anlamak bakımından mühimdir. Zaten meleklerin önemli bir kısmı insanla ve onun dünyasıyla ilgili. Mesela meleklerin bir kısmı Âdem’in yaratılışı hikâyesinde yer almış, Allah melekleri Âdem cihetinden kendisine (Allah’a) secde ettirmiştir. Ama bu konular üzerinde düşünülmemesi, doğru bir bilgi ortaya konulmaması birtakım zihin karışıklıklarına sebep olmuştur. Hayatın manevi derinliğinin azalmasına yol açan amillerden birisidir bu da.

Zihin karışıklığı daha ziyade neden kaynaklanıyor?
Meleklere iman, Allah’a iman gibi bir mesele değildir. Biz meleklere, kendilerinden varlık sahibi imişler gibi bakamayız; onlar görünmeyen güçlerin sahibi de değillerdir. Sanki sihirli varlıklarmış gibi de düşünemeyiz onları. Ama masallar ve mitolojiler üzerinden anlatılan bir Tanrı ve melekler meselesi vardır ki zihin karışıklığının temel sebebi budur. Bu hususta temel mesele Allah’a imanın, meleklere veya başka varlıklara imandan kesin hatlarla ayrıştırılması gereğidir. Müslümanlar Allah’a mutlak varlık sahibi, âlemin ve her şeyin sahibi olarak iman ederler. Melekler ise O’nun mülkünün bir parçasıdırlar; müstakil varlık sahibi değillerdir. Bu nedenle gerçekte bir özne de değillerdir.

Özne değiller, ama Kur’an-ı Kerim’de, hadislerde birtakım filler izafe ediliyor meleklere…
Evet, mesela bazı ayetlerde Allah’ın canlarımızı aldığı söylenir, bazı ayetlerde ise bununla görevli melekten söz edilir. Canlarımızı kim alır? Veya vahyi melek getirir denilir, bazen de Allah vahiy gönderir, denilir. Vahyi peygambere kim getirdi? Veya bizi Allah gözetiyor diye iman ederiz, bazen ise sağımızda ve solumuzda melekler bizi gözetir diye inanırız. Bizi kim gözetiyor ve kim koruyor? İşte bunlar meleklere imanla ilgili zihin karışıklıklarıdır. Çünkü burada iki fail kabul etmekten ortaya çıkan bir belirsizlik vardır: Allah mı melekler mi yapıyor fiilleri? Müslümanların zaman zaman çelişkiye düştüğü nokta burasıdır. Bu sadece günümüze özgü değil, eskiden beri var olan bir meseledir.

Müslüman âlimler, melekler ve meleklerin mahiyeti konusunda konuşmakta ve yazmakta sanki çekinik durmuşlar gibi bir izlenim var. Sebebi bu olabilir mi?
Müslüman âlimlerin melekler konusunda mütevakkıf kalmasının nedeni dikkatlerimizi Allah’a iman bahsine odaklamak istemeleridir. Müslüman âlimler şunu görmüştür: İnsanların Allah’a inançları arttıkça meleklere inançları artar, aynı zamanda onların müstakil varlıklar olabileceği fikri de zayıflar. Hâlbuki meleklerin müstakil varlıklar olduğuna inanmak, Allah’a inancı zayıflatır. Bu inanışta melekler doğa güçlerine dönüşür. Meleklerin bağımsız güçler olduğu vehmi, varlıktaki birtakım güçlere inanca; bu ise birtakım gizemci geleneklere, ritüellere sevk edebilir insanları. Nitekim geçmiş toplumlarda Allah’a imanı tezyif eden hususlardan birisi meleklere yüklenen fiillerdi. İnsanlar Allah ve melekler diye iki ayrı varlık vehmine kapılıp buradan bir düalite üretmişlerdir. Melekler, insanların güç elde etmek için peşinden gittikleri bağımsız varlıklar gibi düşünülmüştür. Özellikle sihir, büyücülük, astroloji gibi ilgilerde bu inancı görürüz. İşte bu sebeple, Müslüman âlimler, Allah inancını ve tevhidi vurgulamak için melekler konusu üzerinde biraz daha az durmuşlardır.

Allah’a iman bahsinin hemen peşi sıra meleklere imanın gelmesi de Allah’ın fiilleriyle ilgili bir konu mu?
Bence bu iki konu irtibatlı konulardır. Melekler, bizim yaşadığımız hayattan Allah’a bağlanmamıza vesile olan varlıklardır. Cenab-ı Hak rızık yaratıyor, bu rızık bize doğrudan da, vesileler yoluyla da ulaşabilir. Melekler o vesilelerin bir kısmını teşkil ediyor. Müstakil güç değiller, kendi başlarına bir güce de sahip değiller. Zaten Müslümanların varlık anlayışında hiçbir şey müstakil varlık sahibi değildir. Ne insan ne melek varlık sahibidir, ne de doğanın kendine ait bir gücü vardır. Bütün güç Allah’a aittir. Dolayısıyla Allah’ın karşısında ikincil bir güç ya da varlık alanı kabul edilmez.

Röportaj: Meryem Kerime Halil
Devamı Nihayet Haziran/Temmuz sayısında…