Prof. Dr. Ekrem Demirli
Prof. Dr. Ekrem Demirli
İstanbul Üniversitesi

Prof. Dr. Ekrem Demirli

İstanbul Üniversitesi

Dinde mebde ve mead sorusunun cevabı bulunabilir mi?

Metafizik üzerinde okuyan-yazanlar, bir düşünceyi veya disiplini yüceltmek istediklerinde onu 'mebde ve mead bilgisi' vermekle nitelerler. Bir düşünce veya özellikle de din insana mebde ve mead sorusuna dair cevap veriyorsa, zihnin özel bir ilgisine mazhardır, öteki disiplinlere göre güçlü bir koruma kalkanı elde ederek beşeri uğraşlar arasında vazgeçilmez imtiyaz kazanır. Modernleşme ile birlikte hakikat ile bağının zayıfladığı düşünülen dinin zamanı aşan kıymetini korumak isteyen müminler dine böyle bakarak onu 'mebde ve mead' sorusunun cevabını bulabileceğimiz bir kadim kaynak olarak mütalaa ettiler. Din mebde ve mead sorularına cevap veriyorsa, her şeyden önce Tanrı ile insan ilişkisini daraltan normatif geleneklerin sığ ve tarihselci yaklaşımlarını aşarak tümel bir zeminde yeniden düşünme imkanı bulabiliriz. Böyle bir cevabı havi hiçbir inanca ve düşünce sistemine insanın bigane kalması beklenemez. Öte yandan dinde böyle bir imkan söz konusu ise zaman, mekan ve kültürel unsurlar dini tahdit ve daha önemlisi hiçbir şekilde tehdit edemez, onun insan ve hayat ile bağını kesemez. Mebde ve mead bilgisine haiz din, insanın 'insan' olmak bakımından yüz yüze geldiği temel sorularına sahici – her zaman ikna edici olmasa bile – ve değerli yaklaşımlar sunabilir. Çağımızda birçok Müslüman aydının zihninde din, bir mebde' ve mead (başlangıç ve sonuç) yorumu olarak müstesna konumunu muhafaza eder.

Meseleye biraz daha yakından bakmaya çalışalım: Din insanın en asıl ve en ciddi merakına cevap verebiliyorsa, yaşadığımız zaman ve mekan şartlarıyla bağdaşmayabilecek bahisler ve özellikle de normatif hükümler bir anda arızî meselelere dönüşerek ikincilleşir. Geleneksel olarak fıkıh içindeki 'gayeci' yaklaşımla ilişkilendirilebilecek böyle bir yaklaşım bize tarihin tortuları ile sahih dini ayrıştırabileceğimiz sağlıklı yöntemi kazandırabilir. Normatif geleneğin doğa ve toplum ilişkileri başta olmak üzere insana dair hemen her bahiste sorumlulukları odağa alırken daralttığı ufkumuzu din bilimleri dahilinde biraz kelam, daha çok da tasavvufun deruhte ettiği böyle bir yaklaşım genişletmeye çalışmıştı. Bu itibarla dinin amacı asıl insanî sorunlarımıza cevap teşkil etmek ise dinin zaman-üstü yönü daha güçlü bir şekilde öne çıkarak din ile hayat-insan arasındaki bağ hiçbir zaman tezyif edilemez.

Yazının devamı için tıklayınız.

Fikriyat