Prof. Dr. Ekrem Demirli
Prof. Dr. Ekrem Demirli
İstanbul Üniversitesi

Prof. Dr. Ekrem Demirli

İstanbul Üniversitesi
İbadet Bilgeliği: İbadet Varlıktaki Sürekli Yaratılışa Şahitliktir

İbadet Bilgeliği: İbadet Varlıktaki Sürekli Yaratılışa Şahitliktir

Bir Müslüman için Allah'ın varlığına inanmak bir şey ifade etmez; bizi ne ahlaki davranışa icbar eder ne zihnimizi yüksek idrake taşır. Allah'ın varlığına inanmamaya gelirsek [ateizm], bu ise anlaşılmaz ve hayreti mucip bir durum gelir gerçek mümine. İnsan fena yurdunda kayıp giden seyr ü seferine şahit iken Allah'ın varlığına niçin inanmasın? 'Kocakarı imanı' denilen bir duruş vardır akide literatüründe: delili değil, kuşkuyu ve inkarı tanımayan iman için kullanılan bir kavramdır. Fahreddin er-Razi'nin şehrine geldiğini duyan yaşlı hanıma onun 'Allah'ın varlığına bin delil getiren alim' olduğunu söylemişler. Yaşlı hanım bastonunu kaparak 'bunca kuşkuyu nereden bulmuş ki delil aramış' diyerek Razi'yi dövmeye gider. Gerçek bir mümin için 'delil', varlığı ispat için değil, bilgiyi pekiştirmek, daha çok bilinenin farklı yönlerini görmek üzere talep edilir. Kuşkulara duçar bırakan düşünme övülecek bir şey değil, en çok mazur sayılabilecek bir çabadır.

Allah'ın varlığına inanıp insanın ve alemin O'nunla irtibatı olmadığını duyunca yine şaşırır müminler. Çağımıza hakim ideolojilerin başında gelen deist telakki karşısında Müslümanlar 'nasıl böyle olabilir?' der: Allah ile aramızda irtibat yoksa alemin yaratılışından nasıl söz edelim ki? Yaratmaktan söz etmek hali hazırda olagelen bir irtibattan söz etmektir. Ben 'Allah beni yarattı' dediğimde geçmişte bir hadiseden söz etmem; henüz olan ve dilerse tekrarlanacak sürekli varoluştan söz ederim. Yaratmak bu demektir: Her şeyi her anda ve sürekli yaratmak. Duyduğum sesi Allah o esnada yarattı; bende ise duyma gücünü yaratarak sesi karşılamamı sağladı. Gördüğüm çiçeği, aldığım kokuyu, dokunduğum nesneyi, geçmişte değil şimdi Allah yarattı. Miadı dolmuş bayat ve köhne bir evrende değil, taze ve hareketli bir alemde yaşadığını öğrenir dinde insan. Her şey yeniden var olur ve her şey bir hareket ve dinçlik içinde seyreder. 'O her gün bir şe'nde', şe'n (mümkünün hakikati) ise hep yenilenme halindedir. Bu nedenle aklın görevi, her an yenilik ve güzellik görecek olmanın hayretini muhafaza etmektir. Sufiler 'yaratmanın kokusunu almak' diye tabirler ederler bu hali! 'Koku adamları' denilen veli guruplarından söz edilir. Sulardan, besinlerden yaratılış bilgisini istinbat eden velilerden söz edilir. Velhasıl kokusunu duymadığımız bir şeyin yaratılışından söz etmemiz kuru bir iddiadan ibarettir. 'Yaratılışın kokusunu duymak' her şeyin nefes-i Rahman'dan var olduğunu kabul etmek demektir.

İbadet Yaratılışa Şahit Olmaktır: Sözde Şahitlik ve Şahitlik Sözü

Peki müminler niçin ibadet ederler? İbadet etmemiz Allah ve yaratma ilişkisi hakkındaki bilgimizden kaynaklanır. Allah bizi ve bizim için alemi sürekli yaratırken biz de O'nun fiiline 'şahit' olarak karşılık veririz: bu durumda ibadet sürekli olan yaratılışı idrak ve onu karşılamaktır. İnsan daha önce olmuş bir şeyin şükrünü yapmıyor; bütün evren bizim için şimdi yeniden yaratılmış olunca, gördüğümüze-bildiğimize şükretmek lazımdır. Buna ibadet denilir. Binaenaleyh ibadet yaratmanın sürekliliğine şahitliktir. Allah her şeyi var ediyor ve her şeyi yeniden yaratıyor: Allah için bilmek yaratmak iken yaratmak varlığını ihsan ve izhardır. Biz rabbimizi 'yaratma' özeliğiyle biliriz: O her ne yaparsa yaratmış olur. Bu itibarla yaratmak O'nun bir fiili değil, bütün fiillerinin genel adı olarak girer düşüncemize. Yaratılışa şahitlik ederek ibadet eder, ibadet ettikçe şahitliğimizi izhar ederiz.

Allah'ın yaratıcı olduğuna ilk şahitliğimiz kelime-i şehadet cümlesinde geçen şahitliktir. Kelime-i şehadet kelimenin her iki anlamıyla şahitlik etmektir: Bu bir 'şahitlik cümlesidir' ve 'sözlü şahitliktir.' Şahitlik cümlesidir, çünkü bizden Allah'ın talep ettiğini bu cümlede ifade ederiz. Bu bir sözlü şahitliktir, çünkü henüz ispatlanmış bir iddia veya şahitlik yoktur ortada: iddianın ispatı gerekir. Yaşamak bu şahitliğe inancımızı göstermek içindir. Bu itibarla ibadetler şahitliğin uygulama halidir. Biz ibadetlerle sözle söylediğimizi fiile taşırız ve hayatın farklı alanlarında tatbik ederiz.

Müslümanlar dikkatlerini her an yaratan ve var eden Allah'a verirken bilhassa sufiler yaratılışı günlük hayata daha çok taşımışlardır. Onlar için Allah'ın yaratmasından söz etmek, kendi hayatlarındaki bir fiili yaratmaktır. Allah benim rızkımı yaratır; ben o rızkı almaya giderken rızkımı yaratanın Allah olduğuna şahitlik ederim. Rızkım o esnada yaratıldı ve 'taze rızık' yemenin şükrüyle ibadet ederim: şahidim buna derim! Bu kez sadaka vererek yaratmanın yeni bir tarzı ortaya çıkar. Allah başka bir insanın rızkını kendi vesilesiyle yaratırken sadaka veren insan yaratmaya şahitlik eder. İbnü'l-Arabi Hz. Peygamber'in yeni şeylere olan ilgisini böyle izah eder: gördüğü her şeye Allah'tan yeni gelen nimet olarak bakabilmek nübüvvet bilgisidir. Yeni bir meyve, eşya veya hediye gelen bir elbise vs. her ne olursa olsun yenilik ilahi tecellinin neticesidir. Tecelliler ise tekrarlanmaz ve bu nedenle her biri yenidir. Onları sevmek tecelliyi sevmek, tecelliyi sevmek ise Allah'ı sevmek demektir. İbnü'l-Arabi bebeği 'rabbi ile ahd-i hadis' sahibi olmak özelliğiyle niteler. Yeni olanın üzerimizdeki tesirinin sebebi de budur: üzerindeki yaratılış izi henüz kirlenmemiş olduğu için bize tesir eder. Bunun için ibadet ediyoruz ve bu nedenle ibadetimize ara vermiyoruz: yaratma devam ettiğine göre şahitliğimiz devam ediyor. Allah Halık biz ise şahidiz! İbadetin özü budur.

fikriyat.com