Prof. Dr. Ekrem Demirli
Prof. Dr. Ekrem Demirli
İstanbul Üniversitesi

Prof. Dr. Ekrem Demirli

İstanbul Üniversitesi

İbnü’l-Arabî ve Takipçilerinin Tanrı Anlayışı: Tenzih ve Teşbih Hükümlerinin Birleştirilmesi

Tanrı, tüm klasik bilimlerin doğrudan ve dolaylı gayesini teşkil etse bile, her bilimin öncelikleri ve takip ettiği yöntem kendine özgü bir tasavvuru ortaya çıkartmıştır. Bu nedenle “filozoflara göre”, “kelâmcılara göre”, “sûfîlere göre” veya “fakihlere göre” diyebileceğimiz bir Tanrı anlayışından söz edebileceğimiz gibi, aynı taksimi dönemlere ve ekollere göre yaparak söz gelişi “İbnü’l-Arabî ve takipçilerine göre Tanrı” diyebilmemiz mümkün, hatta bir gerekliliktir. Bununla birlikte böyle bir araştırmada İbnü’l-Arabî ve takipçilerinin düşünce tarihindeki yerleri hakkında belirli bir fikir sahibi olmamız gerekir. İbnü’l-Arabî ve takipçileri, İslâm filozoflarının metafizik anlayışlarını takip etmekle birlikte, bu anlayışta bazı tadiller yapmış; Tanrı’nın varlığını metafiziğin konusu, ilâhî isimleri onun ilkeleri, Tanrı-âlem irtibatını ise onun meselesi saymıştı. Bu yaklaşım, önceki sûfîlerin daha basit kavram ve sözlerle dile getirdikleri anlayışla irtibatsız olmamakla birlikte, yeni bir yaklaşımdır. Zira İbnü’l-Arabî ve takipçileriyle birlikte daha önce ahlâkî çerçevede ele alınan konular, genel bir varlık sorununa dönüştürülerek geniş çerçevede yorumlanmıştır. Bu yorumda İbnü’l-Arabî ve takipçileri bir yandan İslâm felsefesinin metafizik birikimine, öte yandan farklı ekolleriyle kelâmcıların -bilhassa Eş‘arî ve Mu‘tezile- birikimine dayanmıştı. Tenzih ilkesi ve ilâhî hikmet kavramından hareketle âlemdeki her şeyi nedensellik yoluyla birbirine bağlayan sudûr ve bu teorinin kavramsal yapısı, Eş‘arîler’in Tanrı’nın mutlak kudretini esas alan yaratılış ve cevheraraz teorisi, zat ve ilâhî sıfatlar, ilâhî kelâmın tabiatı görüşü ile Mu‘tezile’nin madumun şeyliği, âlemdeki hikmet ve salah ilkesi vb. görüşleri yeni dönemin Tanrı anlayışını etkilemiştir. Dolayısıyla İbnü’l-Arabî ve takipçilerinin Tanrı anlayışı, geleneksel tasavvufun ahlâk ve amel merkezli Tanrı anlayışından hareketle, zikredilen felsefî ve kelâmî mirası yorumlayan bir terkiptir. Bu terkip en mükemmel hâliyle, “Varlık olmak bakımından varlık Hak’tır” önermesinde dile gelmiştir. İbnü’l-Arabî ve Sadreddin Konevî tarafından yeni metafizik düşüncenin genel ilkesi olarak vazedilen bu önermenin anlamı, Dâvûd Kayserî, Molla Fenârî, Abdurrahman Câmî ve Abdülganî en-Nablusî gibi düşünürler tarafından incelenmiş, özellikle de kelâmî ve felsefî düşünceden farklılığı bağlamında tartışılmıştır. Bunlar arasında Molla Fenârî’nin tartışmaları, meşhur kelâmcı Teftâzânî’nin vahdet-i vücûda yönelik eleştirilerine verilen cevapları da içermesi ve bu nedenle sonraki vahdet-i vücûdcu düşünürlere kaynaklık etmesi bakımından farklı bir yeri haizdir. Bu nedenle makalede Molla Fenârî’nin, “Varlık olmak bakımından varlık Hak’tır” önermesiyle ilgili kelâmcı ve filozoflara yönelttiği eleştirilerden hareketle İbnü’l-Arabî ve takipçilerinin Tanrı anlayışı felsefe ve kelâm gelenekleriyle ilişkisi bağlamında ortaya konulacaktır

Dosya Olarak İndir