Prof. Dr. Ekrem Demirli
Prof. Dr. Ekrem Demirli
İstanbul Üniversitesi

Prof. Dr. Ekrem Demirli

İstanbul Üniversitesi
Bereket Ne Değildir?

Bereket Ne Değildir?

Hiçbir şey sadece kendinden ibaret değil! Belli belirsiz bir ilişkiler manzumesinde birbiriyle bağlı nesneler ve olaylar tanımı güç bir ağı teşkil ederler. Bir unsur çekildiğinde veya eksildiğinde, bambaşka bir yerde beklenmedik etkiler ortaya çıkarak bizi şaşırtır. Sisteme dönük bir iş yapıldığında veya ihlal edildiğinde, mekanizma harekete geçercesine, kontrol edilemez hadiselere şahit oluruz; işi geriye döndürmek için en başa dönmek gerekir.
Hareketin sebebi ile sonucu arasındaki ilişkiler nadiren öngörülebilir.
Müslümanların toplumsal ve ahlaki hayatlarındaki ekosistem hadiselerin birbirini nasıl tetikleyebildiğinin garip örneklerini sunar bize.
Belki iyi niyetle yapılmış bazı düzenlemeler ilişkisiz gözüken neticelere yol açarak nizamı kökünden sarsmıştır. Bileşik kaplar gibi bütün yapı bir kavramın yerinden oynamasından etkilenir, bizzat yapı bozulmaya yüz tutar. Meleklere imandan söz ederken Müslüman entelektüellerin çeşitli nedenlerle 'görünmezi görünür' kılma teşebbüslerinden söz etmiştik. Bu teşhisçi ve maddileştirici eğilimler hayatımıza ne kattığı tartışılır; fakat hayatın öngörülebilir hale getirme iddiasının bir kavramı boşalttığını söylemek gerekir:
Bereket! Öyle ki, bereketin hiçbir bereketi kalmadı Müslüman cemaatin hayatında!
Müslüman kültürle yoğrulmuş bir çarşıda esnaf müşteriyi şöyle karşılar: 'Siftah senden bereket Allah'tan.' Bu cümle atalardan torunlara aktarılmış gizemli bir şifre gibi ticaret hayatının kurucu ilkesidir: Hazineler barındıran sihirli bir kapının önünde 'Açıl susam' dercesine rızık kapılarını açan bir cümle olarak çarşıyı inşa eder bu ifade.
Bir yandan ticaret-esnaf tecrübesinin rızkı verenin Allah olduğu hakkındaki bir şahitliğini fark ederiz, öte yandan müşterinin şahitliğe ortaklığını görürüz: her işimizin bereketi Allah'a kalmıştır. Müslümanlar bilir ki Allah'ı dahil etmedikleri bir iş zaten bereketsiz, ebter (kadük) kalmaya mahkumdur. Bu nedenle bereket ile dükkanı açan besmele birbirini ikmal eden iki ana fikir gibi sütün faaliyetimizi Allah'a bağlayarak bizi Müslüman kılar.

TEVEKKÜL, TESLİMİYET...
Derin bir tevekkül, teslimiyet, işi sağlam yapma duygusu ve cömertlik Müslüman çarşının ahlakı haline gelerek 'halvet der encümen (cemiyet içinde Hakkı hatırlamak)' veya 'el karda gönül yarda (işinle ilgilenirken gönlü Allah'a vermek)' denilen düsturla Allah hatırlanır. Başka hiçbir şeye gerek yok: Bereketin maddileştirilmesiyle neyi yitirdiğimizi düşünmek için bir Ramazan ayı yeterli gelmeyebilir.
Bereket çeşitli anlamlarda kullanılabilir olsa bile, Allah ile irtibatı anlatan bir kavramdır. Bereket bir iyiliğin veya faydanın başkalarına ulaşacak derecede ziyadeleşmesini anlatır. Büyük metafizikçi Sadreddin Konevi bereket kavramını izah ederken şu örneği verir: 'Güneşin bereketi onun ışınlarıdır.' Işınlar onun varlığının delilidir. Güneşin varlığı mükemmel olduğu için ondan bir taşma yoluyla ışınlar çıkar.
Biz güneşi onun ışıklarından hareketle gidebiliriz. Bu durumda bereket bir netice meydana getirir. Ulaştığı yer veya kişi ile kaynak arasında rabıta teşkil eder. Hz. Peygamber miraçta Allah'ı selamlar, Allah da ona rahmet ve selamlarını ihsan eder. Berekette zaman içinde ortaya çıkan anlam daralması onu maddi bir artışla özdeşleştirmeye yol açtı. Artık bereket bize yetmeyen malın artışını içimizden talep anlamına geldi. Bereket maddi olan içinde saklanmış manevi güce işaret eder.

ÇOCUK BEREKETTİR!
Her şeyden önce bereket denilince aklımıza Allah ve O'nunla aramızdaki bağ gelmelidir. Daha doğrusu bir şeyin bereketi demek bizi Allah'a bağlayacak veya bizi O'nu hatırlatacak olan şeydir: O neyse bereket odur ve bereket ondadır. Bu nedenle misafir evin bereketidir, çünkü misafir bize Allah'ı hatırlatır. Kazandığımız paranın bereketli kısmı bize Allah'ı hatırlatan kısmıdır. İlmin bereketi bize Allah'ı hatırlatan talim kısmı olabilir. Çocuk doğunca ev bereketlenir; çünkü o bize Allah'tan bir ihsan olarak geldi ve bize Allah'ı hatırlattı. Yemekte son lokma berekettir, çünkü onun ardından Allah'a hamd ederi; sofrayı Allah'a bağlarız, yemek-içmek mana kazanır. Hayatımızı Allah karşısında yaşadığımızı düşünerek geçirdiysek ömür bereketli ömürdür. 'Allah ömrüne bereket versin' demek kronolojik bir dua değil, marifet ile ömrün mamur olması demektir. Örnekleri çoğaltabiliriz.
Bereket, hayatımızı maddileştirerek daraltma ve sınırlama yerine, Allah'a bağlayarak genişletmenin ve baki kılmanın anahtarıdır.

HZ. PEYGAMBER'İN AHLAKI: CÖMERTLİK VE İHLAS
Hz. Peygamber müminlere cömertliği öğretmiş, cömertliğin Allah'ın ahlakından birisi olduğunu beyan etmiş, kendisi ise onların en cömerdi olmuştu. Herkese kendi kabiliyet ve imkanına göre cömertliği öğretiyordu. Hz. Ebu Bekir, bir keresinde bütün malını infak ederken onu teşvik etmiş, sahabeden birisi ise malının üçte birisini verirken onu çok görmüş, daha az vermesini söylemişti. Çünkü mesele bir kereliğine vermek değil, verdiğini unutabilecek bir ahlak seviyesinde olarak her zaman verebilmektir. Bir sefer esnasında sahabeden birisi tek bir hurma tanesini getirerek infak etmek istemişti. Hz. Peygamber'in dikkatini o bir hurma çekmiş, 'Bunu kim getirdi? Terazide Uhud Dağı kadar ağır geldi' demiştir. İnfak edilen bir hurmayı terazide ağır kılan şey, hurmanın kendisi değil, ihlas ve samimiyetle verilmiş olmasıdır. Cömertlik mevcut olandan yapılır.

BİR HİKAYE: SOHBET ADABI
İbnü'l-Arabi'nin sohbetine katıldığı yaşlı bir hanım varmış. İsmi Fatıma b. Müsenna olan bu hanımı İbnü'l-Arabi 'Doksan dört yaşında idi, fakat sanki on dört yaşında gibi dinçti' diye anlatır. Kadın, İbnü'l-Arabi'den söz ederken şöyle dermiş: 'Bu zatı seviyorum. Sohbete gelirken dışarıdan içeriye bir sıkıntı getirmiyor, sohbetten ayrılırken de bir sıkıntı bırakmıyor.'

BİR AYET
'İnsan sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuş nedir bilir misin? Köle azat etmek veya açlık gününde yakını olan bir yetimi veya aç-açık bir yoksulu doyurmaktır.' (Beled, 11-16)

Bunlar Beled suresinden insanın durumunu izah eden birkaç Ayet-i Kerime'dir. Allah, bu sure içinde insanın yaratılış özelliklerine atıf yaparak onun sorumlu tutulacağını belirtir. Bununla birlikte insan, kendini başı boş zanneder. Sonra da söz konusu ayetlerde insanın 'yokuşu' çıkamadığından söz eder. İnsanın çıkamadığı yokuş ise ahlaki erdemlerdir. Demek ki insan kendini ne kadar tezkiye ederse etsin bu beyan edilen hususlarda başarılı değildir: İnsan yoksulu doyurmak, yetimi himaye etmek veya köle azat etmek gibi ahlaki erdemlerde başarısız kabul edildi. Halbuki bunları yapanlar vardır. Öyle anlaşıyor ki burada kast edilen insanın terbiye görmeden normal durumdaki davranışıdır. İnsanın böyle erdemleri yerine getirebilmesi için nefs terbiyesiyle ahlak kazanması gerekir.

BİR HADİS
'Müslüman, elinden ve dilinden başkalarının selamette olduğu kişidir.'

Bu Hadis-i Şerif, Müslüman'ı en iyi tarif eden hadislerden birisi kabul edilebilir. Çünkü Müslüman kelimesi s-l-m kökünden gelir. Kelimenin anlamları arasında teslim olmak, barış yapmak, zarar vermemek gibi anlamlar vardır. Bu yönüyle Müslüman, ilahi iradeye teslim olmuş kimse veya barışa kavuşmuş kimse anlamında yorumlanabilir. Hadiste bu s-l-m kökünü bir fiil anlamında kullanarak insanın başkalarına zarar vermemesinden söz edilir. İnsanın başkasına zararları dilinden veya elinden olabilir. Birincisi söz ve konuşmayla verilen zararlardır. Öteki doğrudan eylem ve fiil vasıtasıyla başkasına verilen zararlardır. Müslüman, dini veya milleti her ne olursa olsun başka bir insana sözüyle zarar vermekten uzak durmak zorundadır. Bu bir ahlaki tercih değil zorunluluktur. Başka insana kötü söz söylemez, ona iftira etmez, onun dedikodusunu yapmaz, sövmez... Bunun yanı sıra Müslüman, eliyle de başka insanlara zarar vermez. El kudret ve imkan anlamında kullanılır. Eliyle zarar vermemek demek gücünü başkalarının zararına kullanmamak demektir. Başka hadislerde insanın iffeti hakkında dikkat etmesi de Müslüman olmanın gereği olarak zikredilir. İffet meselesi de eklenince üç kavram ortaya çıkarak İslam ahlakının omurgasını teşkil eder: Eli korumak, beli korumak ve dili korumak! Edep kelimesinin açılımı böyle yapılır Türkçemizde. Edebe riayet etmek bu üç hususta dinin emirlerine riayet ederek insanın kendisine ve başkasına zarar vermemesi demektir. Edep aklın dıştan görünümüdür.

SORU-CEVAP
Oruç tutanların oruç tutmayanlara ya da tutmayanların tutanlara karşı davranışı nasıl olmalıdır?

Oruç, yüksek bir ahlak kazandıran ibadettir. Bu nedenle insanlar, oruçlu kimseden beklenti içindedir. Her ne kadar oruçlu insan kendini mazeretli sayarak insanlardan daha saygılı davranışlar beklese bile, oruç tutmayanlar ondan bekler. Orucun kendisini arındırmasını isteyen insan, mazeret beyan etmek yerine başkalarına karşı daha hoşgörülü, merhametli olmalıdır. Oruç bir Müslüman için başkalarını değil, kendisini yargıladığı, bütün insanlarla barıştığı bir bayramlaşma ve kucaklaşma ayıdır. Çünkü o dikkatini Allah'a çevirmiş kişisel hırslarını azaltmaya başlamıştır. Bu nedenle oruçlu, oruç tutmayanlara karşı içinden veya dışından bir öfke göstermez; sadece insanların oruç tutmasını nazikçe teşvik etmek ister, bunun için insanlara dua eder. Fakat oruç tutmayanların böyle bir ahlaki eylemde bulunan kimseye de nazik davranması insanlık ödevidir..