Prof. Dr. Ekrem Demirli
Prof. Dr. Ekrem Demirli
İstanbul Üniversitesi

Prof. Dr. Ekrem Demirli

İstanbul Üniversitesi
Çağımızın Büyük Sorunuyla Yüzleşmek

Çağımızın Büyük Sorunuyla Yüzleşmek

Ramazan ayı Müslümanlar için dini bilgilerini yeniden gözden geçirme aydır. Ramazan, bir hayat ve din bilgisi öğretmenidir hepimiz için. Öğrettiklerine dikkate alırsak, az yorulup çok şey elde ettiğimiz bereketli günler geçiririz bu ayda. Velhasıl karlı ticaret ayıdır Ramazan!

Ayın sonunun bayram olması maksadın gerçekleşmesiyle ilgilidir. Maksadına ermeyen bayram yapabilir mi? Hacı Bayram-ı Veli'nin 'Hak ile bayram etmek' diye tabir ettiği şey budur. Müslümanın maksadı Allah hakkında doğru bir bilgiye sahip olarak yaşayabilmektir.

Allah'ı doğru tanımak İslam, Allah hakkındaki bilgimizi iki şekilde ele alır: Birincisi O'nun varlığı hakkındaki bilgimizdir. Allah'ın varlığını bilmek, O'nun alemin varlık sebebi olduğunu bilmektir. Allah'ın varlığı meselesi geçmiş nesillerce bir tartışma konusu olarak görülmedi. Onlar insanın kendi varlığını fark etmesiyle Allah'ı fark etmesini aynı kabul ettiler. Kuran-ı Kerim'de ateizme dair bir atıf yoktur. İnsanı en iyi bilen Allah onun ateist olmayacağını bilerek insanın dikkatini başka bir alana taşır:

ALLAH'I DOĞRU TANIMAK!
Müslüman düşünürler dikkatlerini Allah'ı O'nun bildirdiği şekilde tanımaya verdiler.
Çağımızda durum biraz farklıdır. Modern düşüncenin gelişmesiyle birlikte dini düşünce büyük saldırılarla karşılaştı.
18'inci asırdan itibaren gelişen bilimci dünya görüşü yeni bir dünya kurmak istedi.
Bu dünya öteki dünyanın tam karşısında olacaktı: orada ne varsa artık masal, mitoloji kabul edilerek değersizleşecekti.
Bilimci-akılcı düşünmeyle ateizm arasında sanki zorunlu irtibat varmış gibi bir iddia dayatıldı bütün insanlara. İç sorunlarıyla boğuşmak zorunda bırakılan dini kurumlar ve dini bilgi sahipleri ise bu dogmatik iddiaya karşı bilgi ve değer üretemedi. Dini düşüncenin en büyük sorunu bu ideolojik yaklaşımın insanlığı soktuğu dogmatik körlüktür. İnsanlara başka tür düşünme ve kendi iç tecrübelerine dönme imkanı tanınmadı. Halbuki şu soruyu sistematik bir şekilde tartışmak zorundaydık: Ateizm bir akılcılık mıdır, yoksa dogmatik bir ideoloji midir? Bu konuda dikkate değer örneklerden birisi çağın önemli filozoflarından Bertrand Russel'in 'Felsefi tavır ile inanç tercihi' arasındaki ayrımıdır.
Tanrı'nın varlığı meselesini tartışırken şöyle der: 'Felsefi tavrım agnostisizmdir (Tanrı'nın varlığının veya yokluğunun bilinemeyeceği). Kişisel tercihim ise ateizmdir.' Bu bir felsefi tavırdır ve bundan ileri bir noktaya varan düşünceyi düşünmeyi erteleyen ideolojik bir tercih veya sapma olarak görmemiz gerekir.

KADİM MİRASA SAHİP ÇIKILMALI
Çağımızda büyük mesele Allah üzerindeki bilgimizin sağlam bir zemine yerleştirilmesidir. Yeni nesiller bu konuda büyük krizlerle yüz yüzedir. Müslüman entelektüeller başka sorunları ikincilleştirerek dikkatlerini bu konuya odaklamak zorundadır. Allah ve iman bahislerinden daha ciddi hiçbir işimiz yoktur. Bunu ise yeni ve güçlü bir "metafizik anlayışı" geliştirmekle bir noktaya taşıyabileceğimizi unutmamak gerekir. Bu metafizik anlayışın iki temel unsuru olmalıdır: Birincisi sağlam ve sahih bir bilgi teorisini modern çağın imkanlarını dikkate alarak geliştirmek zorundayız.
Bu nedenle Müslümanlar sahaya inmek zorundadır. Kadim mirasımızı yabana atmadan ve çağın sorunlarını ve birikimini yok saymadan güçlü bir entelektüel söylem üretmeliyiz.
İkincisi ise derin ve evrensel bir ahlaki hayatın taşıyıcıları olmalıyız. Ahlaki hayatta karşılığını bulmayan entelektüel birikim anlamlı olamayacaktır. Unutmamak gerekir ki kadim mirasımızda Allah'ın varlığının delili, insan ve insanın ahlaki hayatı sayılmıştır. Yeni bir metafizik için başlama noktamız yeniden insan ve onun ahlak hayatı olmalıdır. Bu nedenle yeni bir ahlak anlayışına muhtacız.
Müslümanlar merhametli olmayı, adil olmayı, diğerkam olmayı; her zaman, herkese ve her yerde ahlaklı olmayı sadece bireysel ve toplumsal mesele olarak görmemişlerdir. Ahlak insanı Allah'a götüren yoldur. Bu ahlak anlayışı üzerinde odaklanmak zorundayız.

KİBİR SADECE BİR GÜNAH DEĞİL, AYNI ZAMANDA DİĞER GÜNAHLARIN DA SEBEBİDİR
İslam'da en büyük günah kibir, yani insanın başkalarını küçük, kendini üstün görmesidir. Kibir sadece bir günah değil, öteki günahların da sebebidir. En çirkin kibir türlerinden birisi de ibadet yapmakla kibirlenmektir. Büyük İslam ahlakçısı Sadi Şirazi şöyle anlatır: 'Kervan yolculuk ederken geceleyin bir yerde konaklar. Baba gece namaz kılmak üzere kalktığında oğlu da namaza kalkmış. Teheccüt namazı kıldıktan sonra sohbet ederken oğul şöyle demiş: 'Ah baba! Keşke şu insanlar da gafletle uyuyacaklarına kalkıp namaz kılsalardı.' Baba bu sözlerdeki kibri fark ederek şöyle demiş: 'Evladım! Keşke sen de onlar gibi uyusaydın da bu sözleri söylemeseydin.' İbadet insan kibrini yenerek Allah'a kul olmak maksadıyla emredildi. İnsanın ibadetten kibir çıkartması ve başka insanları küçük görmesi büyük bir tehlikedir.

HER ŞEYE SAYGILI DAVRANABİLMEK VE HER ŞEYİN HAKKINI VERMEK
Hz. Peygamber'in özelliklerinden birisi her şeye hakkını veren kadirşinaslığıydı. O değer bilendi ve müminlere değer bilmeyi öğretti. İnsanın değeri kula kulluktan kurtularak Allah'ı tanımasındadır diye öğretti. Hz. Ali Peygamberimizin özelliklerinden söz ederken 'bir yana dönünce tam dönerdi' der. Peygamberimizi en iyi anlatan cümlelerden birisi budur: Dönünce tam dönmek! Hz. Peygamber'in hayatında göz ucuyla bir şeye bakmak, kulak vermek, yarım ağızla konuşmak veya dil ucuyla söylemek gibi çağımızda gördüğümüz tutum ve davranışlar yoktu. Bir şeye baktığında tüm dikkatiyle bakar, dinleyeceğinde kulak kesilerek dinler, birinin elini tutacağında elini tam tutardı. Peygamberden öğrenmemiz gereken en önemli ahlaklardan birisi budur: Her varlığa saygılı davranabilmek, her insanı küçümsemeksizin 'insan' olarak görebilmek, bunun gereği olarak ona samimiyetle davranabilmektir.

BİR AYET
Hamd alemlerin rabbi Allah'a dır. O Rahman'dır ve Rahim'dir. Din gününün sahibidir. Sadece O'na ibadet eder, sadece O'ndan yardım isteriz.' (Fatiha, 1-4).

Fatiha suresinin ilk ayetlerinde böyle buyurur Allah Teala! Fatiha suresi, müminlerin hayatlarında en çok aşina oldukları suredir. Öyle ki neredeyse Kuran-ı Kerim ile özdeşleşebilen yegane sure Fatiha'dır. 'Kuran okumak' derken akla ilk gelen sure odur. Müminler hayatın her anında ve mekanında bu sureyi okuyabilirler: Namaz kılarken, dualardan sonra, yatarken, kalkarken, hastalıkta ve afiyette sürekli bu sure okunur. İslam toplumunda hayat Fatiha ile başlar, Fatiha ile biter. Başka bir anlatımla hayat Allah'a dayanarak başlar, Allah'a yönelerek biter. Müslümanların hayatı Fatiha suresi üzerinde kuruludur diyebiliriz. Surenin adının Fatiha, yani 'Açılış' olması bunu anlatır. Sure hamd ile başlar. Çünkü varlığa gelmemiz ve yaşamamız Allah'a hamd etmeyi gerektirir. Bu varlığı veren O'dur. O'nun hakkındaki ilk bilgimiz sonsuz merhametidir, her şeyin sahibi olmasıdır. Bu nedenle O'na ibadet eder ve O'ndan yardım isteriz.

BİR HADİS
Din samimiyettir: Allah'a, kitabına, peygamberine ve bütün müminlere karşı samimi olmaktır.'

Hz. Peygamber'in hadisleri arasında bu hadisin özel bir yeri vardır. Çünkü hadislerin büyük kısmı dindarlığın çeşitli yönlerini tarif ederken bu Hadis-i Şerif dinin tümünü ve dindarlığı tarif ederek Müslümanın bakışını şekillendirir. Bir Müslümanı öteki insanlardan ayrıştıran en güçlü özellik samimiyet olmalıdır. Gerçekte dine yönelmek, bir samimiyet meselesi olduğu gibi dindar olmak da samimi bir insan olmaya bağlıdır. Samimilik hesapsızlık anlamına gelir; içten pazarlıklı olmak, önyargılı olmak ve insanlara sürekli kuşkulu bakmak gerçek bir iman ile bağdaşmaz. Mümin yöneldiği her şeye hüsnü zan ile yönelir, her şeyin iyi bir tarafı olabileceğini bilir, her şeye karşı saygısını muhafaza eder.

SORU-CEVAP
İbadet vakitleriyle ilgili tartışmalar hakkında ne söylersiniz?

Bir ibadetin geçerli olabilmesi için dikkat edilmesi gereken şartlardan birisi de vakittir. Oruç, namaz, hac gibi bütün ibadetler belli vakitlerde yerine getirilir. İnsanın, ibadetin vaktini öğrenmeye çalışması ve bunun için bilgi sahibi olması onun görevidir. Fakat modern toplumlarda kurumlar ortaya çıktı ve bu kurumlar herkesin aynı şeyle ilgilenmesini gereksiz kıldı. Bu nedenle Müslümanlar'ın bir kısmı öğrendiğinde ötekilerden bu sorumluluk düşer. Türkiye'de Müslümanlar'ın ibadet hayatıyla ilgili sahih bilgilerini öğrenebilecekleri en önemli kurum Diyanet İşleri Başkanlığı'mızdır. İbadet vakitleri başta olmak üzere hemen her meselede insanların bu kuruma daha sık başvurmaları doğru ve gerekli bir davranıştır. Ülkede bu alanda en yetişmiş insanların bulunduğu kurum da orasıdır. Bu nedenle ibadetlerin fıkıh yönleriyle ilgili insanların diyanet ve ona bağlı teşkilatlardan yararlanması gerekir. Bu hususlarda yapılacak tartışmalar dini hayatın sağlıklı bir zeminde kalmasına zarar veren tartışmalardır..