Prof. Dr. Ekrem Demirli
Prof. Dr. Ekrem Demirli
İstanbul Üniversitesi

Prof. Dr. Ekrem Demirli

İstanbul Üniversitesi
Edep Aklın Dıştan Görünüşüdür

Edep Aklın Dıştan Görünüşüdür

Gelenek ve toplumsal adetlerle ilişkisinde din genellikle mağlup olur. Her çatışma alanında gelenek otoritesini muhafaza ederek dini bir 'bastona' dönüştürerek maksatları için istimal eder. 'Din istismarı' denilen şey, geleneği ortaya çıkartan bireysel ve toplumsal ihtiyaçların tükenmez hırsıdır. Eleştirel düşüncenin yeterli olmadığı toplumlarda gelenek ile dini temyiz edebilecek serinkanlı bir ayıklama yapmak bir yana din adına söz konusu gelenekleri savunmak dini vecibe haline gelir. Bu durumda insanın önünde ikili bir sorun çıkar. Hem din ile hem gelenekle hesaplaşma! Bu bağlamda İslam'ın ortaya çıkışını gelenek eleştirisi hatta reddi olarak okumak mümkündür. Bilhassa çağdaş dünyada dini doğru anlamanın en önemli meselelerinden birisi bu temyizin yapılmasıdır. Dini algımızın üzerinde ciddi bir gelenek baskısı vardır. Gelenekle ilişkide dini araç haline getiren ilişkinin iyi örneklerinden birisi edep kavramındaki anlam daralması ve hatta bozulmasıdır. Edep ahlakın yazılı olan ve olmayan kurallarını havi genel bir kavramdır. Müslümanlar, Allah'a karşı edep, peygambere karşı edep, müminlere karşı edep diye başlayan genel literatür içinde edep meselesini en geniş sınırlarıyla ele almıştır. İlk ahlak eserleri edep literatürü olarak bilinegelmiştir. Hz. Peygamber, 'Bana edebi Rabbim öğretti, ne güzel öğretti' dedi. Bu hadis edebin sınırlarını çizer. Edep, Hz. Peygamber'in Allah'tan öğrendiği ahlakın kendisidir. Artık edebin ne olduğu sorusu üzerinde tartışmak anlamsızdır. Peygamberin edebi neyse müminler için edep odur. Müslümanlar, bu hadis ile 'Ben ahlakı tamamlamak için gönderildim' hadisini birbirine bağlayarak edebi Allah'a giden bir yol saymışlardır. Böyle bir edebin kıymetini ise nefis cümlelerle anlatmışlardır. Levhalara yazdıkları 'Edeb ya Hû' ile birlikte 'İlim meclisinde aradım kıldım ilmi talep, ilmi geride buldum illa edep illa edep' gibi cümleler meselenin ehemmiyetini anlamak için yeterlidir.

HZ. PEYGAMBER'İ ÖRNEK ALMAK
Anne-babanın aile içindeki otoritesini temin için çocuklara edep, öğretmenin eğitimdeki otoritesini ve belki yetersizliğini kapatmak üzere talebeye edep, büyüğün sınırsız hırslarını görmezden gelmek üzere küçüğe ve zayıfa edep! Velhasıl toplumdaki bir çok boşluğu görmezden gelmek üzere insana edep öğretmek için din gelenekçe yardıma çağrıldı. Sanki dinin gayesi insanı doğru bir ahlaka ve düşünceye taşıyarak onu 'özgürleştirmek' değil de, duygu ve zihin gelişimini öteleyerek toplumsal hiyerarşiye hizmetkar yetiştirmekti! Böyle bir yorumla edep sükut etmek, itiraz etmemek, görüşünü saklamak ve pasifleşmek anlamı kazandı. Bir de 'günah keçisi' lazımdı ve bulundu. Edep bu yorumuyla daha çok gençlerin ve bilhassa 'kızların ev ödevi' olmalıydı. Hz. Peygamber bütün insanlara ahlak numunesi olarak gönderildi. Onun ahlakı nasıl idiyse edebin öyle tanımlanması gerekir. Edebin gelenekteki yorumu bizi topluma yaklaştırabilir belki, lakin peygamberden uzaklaştıracağında bir tereddüt yoktur. 'Edepli insan' dediğimizde zihnimizde ne canlanır? Genellikle sakin ve hareketsiz bir insan olması beklenir. 'Ağır başlılık' neredeyse başını sallayamayacak kadar ağır -içi boş da olabilir- başa sahip olmak demektir gelenekte. 'Doğru söyle fakat her doğruyu her yerde söyleme' buyruğu sinsi bir yalancılığı edebin kurucu unsuru haline getirerek insanı iki yüzlü yapar. Hz. Peygamber'i örnek alan insanlar edepten söz ederken akla gelmesi gereken ilk şey, Allah'a karşı edeptir. Allah'a karşı edebin ilk şartı ise sıdk ve doğruluk üzere imandır. Bir insanda Allah'a karşı sıdk ve iman yoksa onun edebinden söz etmemiz dini ciddiye almamak demektir. Sıdk yani doğruluk sadece doğru söz söylemek anlamına gelmez, 'pasif yalanı' kesin bir şekilde reddetmek demektir. İslam'da edebin kurucu unsurlarından birisi 'alemlere rahmet olanın' temel ahlakı olan merhamettir. Merhamet ile insan çevresine karı edeple hareket eder, insanlara ve bütün varlığa merhametle bakar. Merhametin bu anlamıyla özdeşi, her şeyi yerli yerinde görebilecek saygı iken onun zıddı insanı bazen yalancı genellikle riyakar kılan kibirdir. Edep kibirle bağdaşmazken merhamet edebin kurucu unsurudur. Buna öteki nitelikleri eklemek güç değildir. Edebin şartları cömertlik, affedicilik, sevgi, cesarettir. Böyle bir edep, geleneğin aracı haline gelmekten çıkarak insanı kendi arzuları ve topluma karşı özgürleştiren dinamik bir kavrama dönüşerek kadın-erkek herkesin vazgeçilmez düsturu haline gelir.

İTHAMA KARŞI SÜKUT EDENİ ME LEK SAVUNUR
Hz. Peygamb er, Hz. Ebu Bekir ile birlikte otururken adamın birisi gelmiş ve Hz. Ebu Bekir'e kötü sözler söylemeye başlamış. Hz. Ebu Bekir, susarak cevap vermemiş. Bir süre böyle devam ettikten sonra Hz. Ebu Bekir kendini savunmak için bir şeyler söylemeye yönelmişti ki, Hz. Peygamber hemen yerinden kalkarak meclisten ayrıldı. Hz. Ebu Bekir adamla tartışmayı bırakarak Hz. Peygamber'in ardından gider. Onu yakalayınca 'Ey Allah'ın Peygamberi! Niçin meclisten ayrıldın, bir hata mı ettim?' diye sordu. Hz. Peygamber şöyle dedi: 'Sen susarken bir melek seni savunuyordu. Konuşmaya başlayınca melek gitti ve şeytan geldi. Ben de onun için meclisten ayrıldım.' İnsanın kendi bireysel meseleleri için susarak kendini savunması kadar güçlü bir savunma yoktur; ancak haklı olduğunu bilenler bunu yapabilir. Yapabilenler için ne büyük saadet ve erdem! Lakin toplumsal meselelerde ise Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu unutmamak gerekir: 'Kim bir yanlış görürse eliyle düzeltsin; eliyle olmazsa diliyle (konuşarak), diliyle de olmazsa en azından kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf noktasıdır.' Kötülüğe buğz etmek, insanın hakikatten yana taraf olması demektir.

BİR AYET
'Rahman'ın kulları yeryüzünde vakarla yürürler. Cahiller onlara sataştıklarında 'selam' der geçerler. Manasız bir şeye denk geldiklerinde, olgunca geçerler.' (Furkan, 63)

Bu Ayet-i Kerime'de Allah, Rahman ismine izafe ettiği kullarının davranışlarını tavsif eder. 'Rahman'ın kulları' bir övgü ifadesidir. Demek ki Allah, böylelerinin ibadet ve kulluğunu kabul etmiş, onları kendine izafe etmiştir. Allah bu kullarından söz ederken onların yeryüzünde vakarla yürüdüklerini söyler. Yani onlar, yeryüzünde kibirli, hırslı, düşmanca yürümez, böbürlenmez ve kimseyi aşağılamaz, hiçbir varlığa tepeden bakmazlar. Vakarlı yürümek saygılı ve hürmetli olmak demektir. Kendini bilmezler onlara sataşınca onlarla tartışmaz ve onlarla bir olmazlar. İman ve ahlak sahibi insan, cahil gibi davranamaz. Manasız işlere rast geldiklerinde olgunca oradan uzaklaşırlar. Tamahkar ve haris insanlar gibi kendilerini ilgilendirmeyen işlerin peşinden koşmak müminlere yakışmaz.

BİR HADİS
'Biriniz öfkelendiğinde ayakta ise otursun; oturuyorsa uzansın, abdest alsın.'

Hz. Peygamber, insanların öfkelerine yenildiklerinde neler yapabileceklerini en iyi bilen olduğu için pek çok hadisinde insanlara öfkelerini yenme yöntemini öğretti. Konuyla ilgili ilahi isimlerden birisinin el-Halim olduğunu hatırlamak gerekir: Allah el-Halim'dir. Hilim imkan varken affedebilmek demektir. Allah bu ahlakı kullarına emrederek onların böyle davranmasını ister. Bir ayette, müminler için 'Onlar öfkelerini yutarlar' denilir. Müminler öfkelenebilir, fakat öfkelerini yutarlar. Hz. Peygamber, öfkeli insana tavsiyede bulunurken içinde bulunduğu hali ve durumu değiştirmesini emreder. Çok tavsiye edilen hususlardan birisi susmak veya durumu değiştirmektir. Daha dikkate değer olan ise abdest almaktır. Zira abdest insanın güç ve kuvvet vehminden uzaklaşarak Allah'a dönmesi demektir: öfke ise insanın güç sahibi olma iddiasından kaynaklanır.

SORU-CEVAP
Zekat, sadaka vb. mali ibadetleri Ramazan ayında vermek gerekli midir? Bu ibadetler için belli bir vakit belirlemeye gerek var mıdır?

Zekat, mali ibadetler arasında zorunlu olan ibadettir. Ötekiler ise belli şartlar dahilinde tavsiye veya emredilir. Zekatın farz olabilmesi için insanın dince belirlenmiş zenginlik düzeyinde olması gerekir. Bunun bir anlık değil, belli bir süreye uzaması gerekir. Mesela malın üzerinden bir sene geçmesi gerekir ki, insanın malı kazanıp kazanmadığı ortaya belli olsun. Bunun ardından senenin hangi mevsimi olursa olsun insan zekatını verir. Zekat, helal yolla kazanılmış malı temizleyen bir ibadettir. Bu nedenle zekat, yoksula iyilik veya cömertlik değil, fakirin zengine yardımıdır. Sadakalar ise senenin her anında verilir ve mutlaka verilmelidir. Bu bakımdan insan küçük vesileler bularak sadakayı çoğaltmalıdır. Üstelik sadakaları ailenin bütün üyelerinin vermesi iyi bir davranıştır. Çocukları sadakaya alıştırmak, onların harçlıklarından ihtiyaç sahiplerine hediyeler vermeleri, kuşlara hayvanlara yiyecek almaları onların sadaka ibadetine hazırlanmaları bakımından önemlidir. Velhasıl, İslam herkesin imkanı ölçüsünce zekat, sadaka ve öteki mali ibadetlere katılarak daha iyi, ahlaklı ve özgür bir insan olmasını ister..