Prof. Dr. Ekrem Demirli
Prof. Dr. Ekrem Demirli
İstanbul Üniversitesi

Prof. Dr. Ekrem Demirli

İstanbul Üniversitesi
Meleklere İman

Meleklere İman

İslam inancının kurucu ilkelerinden birisi meleklere imandır. Bir insanın mümin olabilmesi için meleklerin varlığına Kuran-ı Kerim'de beyan edildiği tarzda iman etmesi gerekir. Pek çok ayet ve hadiste meleklere iman, Allah'a imanla birlikte zikredilir. Hz. Peygamber 'İman nedir?' sorusunu cevaplarken imanın gerekleri arasında meleklere imanı zikretmişti. Kuran-ı Kerim'de meleklerden pek çok vesileyle zikredilir. Büyük melekler, özellikle Cebrail veya ruh, ölüm meleği Azrail, Adem'e secde eden melekler, tabiattaki melekler, Arş'ın etrafında tavaf eden melekler vb. pek çok melek türünden söz edilir. Aynı zamanda meleklerin fiillerinden, savaşlarda düşmanlara korku vesilesi ve müminlere sekinet olarak indirilen meleklerden söz edilir. Pek çok hadiste meleklerin insanlara nasıl dua ettikleri onlar için istiğfar ettikleri anlatılır ve müminler hayır işlerine teşvik edilir.

NE MELEK NE ŞEYTAN OLABİLEN ADEM!
Melekler insanın yaratılışı kıssasında mühim bir yer işgal eder. Allah 'yeryüzünde bir halife yaratacağım' dediğinde, onların 'yeryüzünde kan akıtacak ve bozgun çıkaracak birini mi yaratıyorsun?' dediklerini okuyoruz ayetlerde. Allah meleklere Adem'e secde etmelerini emredince, Adem olmanın anlamını keşfettiğimiz gibi şeytan ve melek olmanın anlamını keşf ederiz: Bir şeyi anlayabilmemiz o şeyin Allah karşısındaki durumunu ve tavrını anlamamıza bağlıdır. Allah'a her an itaat edip emirden çıkmayan melekler ile kibirlenerek uzaklaştıkça uzaklaşan şeytan veya emri önce ihlal edip sonra tövbe eden Adem, başlıca varlık sınıflarını temsil ediyor. Adem, şeytan ile melek arasında bir yerde kalan iradeli varlık türü olarak sürekli ıstırabın, arayışın ve gidip gelmelerin temsilcisiyken melekler durağanlığın ve sabit hareketin temsilcisidir. İnsan şeytan tarafından verilen vesveselerle meleklerin 'itaatkar' halinden uzaklaşarak şeytana yaklaşır. Tövbe kapısı ise hep açık, tövbe ile meleklere yaklaşan insan bazen meleklerden üstün olabiliyor. Müslümanlar kıssada anlatılan üçlünün irtibatları üzerinde sürekli durmuş, insan için melek ile şeytan arasında bir yol aramışlardır. Biz ne melek olabiliriz ne şeytan kalabiliriz, birine iradeli varlık olmamız engel iken ötekine topraktan yaratılmış olmamızın iktiza ettiği tevazu ve teslimiyet engeldir. Mevlana insanın kaderini anlatırken 'Kanat takılmış bir merkep, katıl melekler kervanına denilmiş ona' der. Erken dönemde Müslümanlar, melekler mi yoksa peygamberler mi üstündü diye tartışırken aynı sorun gündeme getirilmiş oldu. Velhasıl melekler sadece bir varlık türü veya tarzı olarak değil, insanın kim olduğu sorusunun cevabı kadar tabiat nedir, evrende kim vardır, yaratılış nedir sorularının cevabını anlamak için başvurmamız gereken ana konulardan birisidir. Melekler üzerinde düşünmeden insan kimdir sorusunun cevabını vermemiz mümkün olmayacaktır. En azından dini metinleri önemsiyorsak bu böyledir!

MELEKLERE İMAN NİÇİN ZAYIFLADI?
Meleklere imanın geçmiş toplumlarda daha güçlü bir şekilde yer aldığını düşünmemiz için bazı nedenler vardır. Bunun temel sebebi, söz konusu toplumların daha mitolojik bir evren tasavvuruna sahip olması değildir. Modernleşme süreciyle birlikte Müslümanlar'ın geliştirdikleri düşünme tarzından kaynaklanan sorunlar meleklere imanı tezyif ederek hayatımızdan çıkarttı. Onlar hayattan çıkınca bu kez bereket kavramı anlamını yitirdi. Bu dilde öne çıkan kavram, nedensellik düşüncesi ve enerji-güç kavramıdır. Müslümanlar melekleri alemdeki nedenlere ve güce dönüştürerek izaha kalktıkları ölçüde tabiata daha güçlü bir kimlik kazandırabileceklerini, buradan tabiat araştırmalarına daha fazla yönelebileceklerini düşündüler. Başka bir anlatımla meleklerle ilgili eski anlatımın geri kalmışlığın amillerinden birisi olabileceğine inandılar. Bu nedenle geçmiş nesillerden tevarüs edilen anlatıları alemdeki güçlere tahvil ederek aklileştirdiler. Müslümanlar günlük hayatta sıkça kullanılan 'Bir yerde melek var' veya 'Şeytan var' gibi cümleleri iyi veya kötü düşünceler ve duygular, şeytanı da mikrop anlamında yorumladıklarında, daha başarılı bir toplum haline geleceklerini zannettiler. Bu nedenle melekler ve şeytan maddileşerek hayatımızdan uzaklaşmış oldu. Meselenin birinci kısmı burasıdır. İkinci mesele ise daha anlaşılabilir nedenlerden kaynaklanır: İslam'daki güçlü ve merkezi Allah inancı -İslam öncesi veya İslam dışı toplumlarla kıyaslayınca- meleklere imanı tezyif edebiliyor. Bu ise işin olumlu tarafıdır. Konu üzerinde tekrar duracağız.

HZ. PEYGAMBER'İN AHLAK VE SİRETİ: DUA İSTEYEN PEYGAMBER
Hz. Peygamber günahlardan korunmuş yegane insandır. Onun niteliği ismet yani masumiyettir. Bununla birlikte bütün ömrü ibadetle geçer, sürekli şükür halinde bulunurdu. Hz. Ömer, umreye niyetlenince Hz. Peygamber kendisine şöyle demiş: 'Ey kardeşcağızım! Beni duanda unutma.'

ALEMLERİN RABBİ, MÜSLÜMANLARIN RABBİ!
Halife Harun Reşid zamanında Bağdat'ta kıtlık olmuş. Vezirleri ve danışmanları halifeye şehirdeki gayrı Müslimlerin mallarına el konulmasını tavsiye etmişler. Zengin gayr-ı müslim halkın malları derdest edilecek, Müslümanlar daha ayrıcalıklı bir hale gelecekti. Harun Reşid ise bu düşünceyi henüz düşünme aşamasında iken haber yayılmaya başlamış. Haberi duyan ukela-i mecaninden (akıllı deliler) Behlül-i Dana akşam namazını kıldırmak üzere imam mahalline geçer. Fatiha Suresi'ni okurken 'el-hamdü lillahi rabbi'l-müslimin (müslümanların rabbi)' diye başlar. Arkadan 'rabbü'l-alemîn (alemlerin rabbi)' diye uyarırlar. Behlül ısrarla 'rabbi'l-müslimin' diye okur. En sonunda şöyle demiş: 'Beni değil, Harun'u düzeltin. Ben halifeye itaat ediyorum, ayeti o değiştirdi. Allah'ın alemlerin rabbi değil, müslümanların rabbi olduğunu sandı.' Bunu duyan Harun Reşid kararından vaz geçerek kimsenin malına el sürmemiş! İslam ahlakının temeli Allah'ın bütün alemlerin rabbi olduğu ilkesi vardır. İslam'ın evrensel ahlak anlayışı buradan ortaya çıkar.

BİR AYET
'Asra yemin olsun ki, insan hüsran içindedir. İman eden, salih amel işleyen ve birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler hariç.' (Asr Suresi)

Bazı alimler şöyle der: Kuran-ı Kerim'de sadece Asr suresi bulunsaydı insanın sorumlu olması için yeterli gelirdi. Bu sure, Kuran'ı Kerim'in özeti kabul edilebilir. Kuran-ı Kerim insanın kurtuluşuna Allah'tan gelen inayete, imana, imana göre yaşamaya bağlar. İnsanın hayatının bir anlamının olabilmesi imana bağlıdır. İmanla birlikte salih amel zikredilir. Salih amel, imanın gereği olan fiillerdir. Bir ameli salih yapan özellik şeriatça belirlenmiş olmasıdır. Son kısmında birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler zikredilir. Hakkı tavsiye etmek nefse muhalefet ederek hakikati ve Allah'ı hatırlatmak demektir. Sabır ise bu hususta nefse karşı direnmek demektir. Bu yönüyle sure Müslümanlar arasındaki bir sözleşme kabul edilir. Mümin hakkı tavsiye ederken onu dinleyen mümin hakkı duymaktan rahatsız olmaz. Hakkı duymaya tahammül edememek bir kibirdir.
Hz. Peygamber 'Kibir haktan yüz çevirmek ve insanları küçük görmektir' der

BİR HADİS
İhsan nedir?
'İhsan Allah'ı sanki O'nu görürcesine ibadet etmektir. Sen O'nu görmesen bile Allah seni görür.'

Bu hadis, 'Cibril hadisi' diye bilinen hadisin son kısmında yer alır. Hz. Peygamber dini insanlara öğretmek üzere gelen Cebrail'in sorulanını cevaplarken imanın ve islamın ne olduğunu anlatmış, daha sonra ihsanı tarif etmişti. İhsan iki anlama gelir: Birisi en iyi, öteki ise en güzeldir. Hz. Peygamber iyilik ve güzelliğin Allah'ı görürcesine yapılan işlerde olduğunu söyledi. En iyi kılınan namaz nedir sorusunun cevabı Allah'ı görürcesine kılınan namazdır. En iyi oruç nasıl tutulur sorusunun cevabı Allah'ı görür gibi tutulan oruçtur. Her iş Allah'ı görür gibi yapılarak en iyi iş haline gelir. Aksi halde insanlar işlerini kendini beğenmek ve üstünlük kurmak için yapar ki, buna dinde kibir ve riyakarlık denilir.

SORU-CEVAP
Dinle ilgili ayrıntılı soruların sorulması doğru mu?

Hz. Peygamber, insanların dinle ilgili çok ve ayrıntılı soru sormalarını yasaklamıştır. Bir hadiste 'Sizden öncekiler çok sordukları için helak oldu' denilir. Sahabe-i Kiram, Hz. Peygamber'e nadiren soru sorardı. Ayetlerde de böyle soru soranlar kınanmıştır. 'Göz, kulak ve kalp, hepsi sorumludur' denilerek insanlar uyarılmıştır. Bakara Suresi'nde çok soru sormak nedeniyle Yahudiler kınanır. Bütün bunlar dinle ilgili meselelerde vehimlerden kaynaklanan abartılı ve detaylı soru sormanın doğru olmadığını gösterir. Ramazan ayında en çok karşılaşılan durumlardan biri budur: Abartılı ve sürekli sorularla daha dindar olamayız. Yapılması gereken şey, samimiyet ve içtenlikle bildiklerimizi yerine getirmeye çalışmaktır. Soru, insan aklının derecesini gösteren bir delildir..