Prof. Dr. Ekrem Demirli
Prof. Dr. Ekrem Demirli
İstanbul Üniversitesi

Prof. Dr. Ekrem Demirli

İstanbul Üniversitesi
Namaz Üzerine Bazı Tespitler

Namaz Üzerine Bazı Tespitler

İslam'ın en temel ibadeti namazdır. 'Namaz, dinin direğidir, onu ayakta tutan dini ayakta tutmuş, onu yıkan ise dini yıkmış olur' denilen bir ibadetin önemi başka nasıl anlatılabilir ki? Kuran-ı Kerim'de en çok namazdan söz edilirken hadisler namazı 'Müslümanlığın ayırıcı özelliği olarak betimler. Hz. Peygamber'in hadislerinde Allah'a imanla birlikte en çok namaz zikredilir. Namaz öteki ibadetlere benzemez. İbadetler, meşru mazeret nedeniyle ertelenir, bazen fidye verilir veya başka yollarla telafi edilebilir. Namaz öyle değildir. Namaz kılmamanın bir mazereti yoktur. Bu meyanda oruç ile namazı karşılaştırmak mümkündür. İslam, oruç için insanın samimiyet ve insaf ölçüsüyle irtibatlı olarak mazereti hemen kabul edebilir. Kişi hasta olabilir, yolda kalabilir, oruç tutmaya güç yetiremeyebilir, hamilelik durumu olabilir, başka gerekçeler ortaya çıkabilir. Bütün bu durumlarda İslam, orucu tutmayla ilgili seçenekler sunarak kişiyi rahatlatır. Bu yönüyle İslam'ın kolaylaştırma ilkesi en çok oruçta kendini gösterir. Namaz ise öyle değildir. İslam'ın hiçbir şekilde mazeret kabul etmediği ibadet namazdır. İnsan hasta olabilir, lakin namazı kılmak zorundadır.

İSLAM OLMANIN DIŞA VURUMU!
Namazın farklı durumlara göre kılınma tarzı dahi bu nedenle değişebilir. Ayakta duramayan oturarak, oturma gücü olmayan ise yatarak ve belki ima yoluyla -yani gözlerini kırparak baş hareketleriylenamaz kılabilir. Hiçbir ibadet böylesine titizlikle ele alınmamıştır. Toplum gelenekleri tarafından ibadetlerin tasnif edilmesiyle dinin ibadetleri tasnif etmesi arasında ciddi bir fark görünür. Türkiye'de insanlar oruç konusunda daha titizken namaz konusunda mütesahildirler. Bunun psikolojik ve sosyolojik açıklaması olabilir; fakat bir şeyin açıklamasının olması onun meşru olduğu anlamına gelmez. İslam'da öncelik namazdadır ve hiçbir şekilde taviz verilemeyecek ibadet namazdır. Oruç ise mazerete daha yakın bir ibadettir. İslam bize sanki şöyle der: Şartların uygunsa oruç tut, fakat ne olursa olsun namazı bırakma!Namaz niçin bu kadar önemlidir ve niçin İslam'ın direği namazdır? Çünkü ibadetlerin hepsi gizlilik ilkesine uygun iken namaz, İslam'ın görünen ve dışa vuran yüzüdür. O kadar da değil... Görünen ve görünmeyen yönleriyle İslam, namazda tezahür ederek dinin bütünlüğü ortaya çıkar. Mesela oruç gizli bir ibadettir. İnsan ilan etmediği sürece kimse onun oruçlu olduğunu bilemez. Bu nedenle oruç ihlasa yatkın ibadettir. Zekat, gizli bir ibadettir. Kimse, insanın zekat verdiğini bilmek zorunda değildir; zekat vermek ihlal edilirse, Müslümanlar onu zorla talep edebilir fakat yine de zekatın ilan edilmesi gerekmez. Hac, istisnai bir ibadettir, onu ayrı değerlendirmek lazımdır. Daha doğrusu hacda zaten insan bütün kimliklerinden soyutlandığı için ayrıca 'gizli' olmasına gerek yoktur. Hac, ölüm sonrasına gitmek demektir. Namaz böyle değildir... Namaz baştan sonra görünen bir ibadettir. Bunun üzerinde daha sonra değineceğiz. Namaz hakkında söylenmesi gereken ikinci bir hususiyet ise namazın bütünüyle İslam'a mahsus olmasıdır. Daha doğru bir anlatımla namaz biçimsel özellikleriyle olduğu kadar manasıyla tamamen İslam'a mahsustur. Başka hiçbir dinde, namazın benzeri olmadığı gibi hiçbir dinde günlük beş vakit düzenli ibadet hayatı yoktur. İslam'ın insanlara en büyük lütuflarından biri böyle düzenli bir ibadet hayatıdır. Oruç, şekil şartları bakımından farklı toplumlarda ve kültürlerde gözükebilir. Pek çok toplumda açlık ve perhizler ahlakı yetkinleştirme yöntemi olarak takip edilir. Özellikle geçmiş toplumlarda manevi gerekçelerle çağdaş dünyada ise sağlık nedenleriyle açlık ve perhiz teşvik edilmiştir. Zekat, zaten bütün toplumlarda bir yardımlaşma biçimi olarak bulunur. Mübarek zaman ve mekan kavramının bir araya geldiği hac ibadeti ise farklı dinlerde de görülür. Namaz ise baştan sona İslam'a mahsus bir dini ibadet biçimidir. Üçüncü bir mesele ise namazın tek başına bir ibadet olmaktan çok bir ibadetler bileşimi olmasıdır. Namazı en önemli kılan özelliklerden birisi budur... Namaz dinde zikredilen pek çok ibadeti içeren bir ibadetler bütünüdür. Namazın her bir rüknü müstakil bir ibadet olarak kabul edilebilir. Bütün bu nedenler namazı 'direk' yapmıştır. Ramazan'da dinin direğini yeniden düşünmek gerekir.

ZULÜM SÜNN ETİ REDDETMEKTİR
İbnü'l-Arabi anlatır: Rüyamda bir caminin duvarında Hz. Peygamber'in mübarek bedeninin asılı olduğunu görmüş, çok irkilmiştim. Aradan bir zaman geçti, tesadüfen bir arkadaşımla oradan geçiyorduk. Arkadaşım bana, 'Gel, şurada namaz kılalım' dedi. İçeri girdiğimizde rüyamda gördüğüm caminin orası olduğunu hatırladım ve rahatsız oldum, namaz kılmak istemedim. Arkadaşım 'Niçin kılmak istemedin?' diye sorunca, ben de daha önce görmüş olduğum rüyamı anlattım. Bana şöyle dedi: 'Senin gördüğün şey Peygamber'in kendisi değil, onun sünneti idi. Bu yer bizim ailenin arsası idi. Vali burayı zorla aldı ve cami yaptı, bize zulmetti. Fakat biz hakkımızı helal ettik. Haksızlık Hz. Peygamber'in sünnetini o şekilde görmene yol açtı. Biz ailece hakkımızı bağışladık. Rahatça namaz kılabilirsin.' Haksızlıkla alınan bir yerde cami yapmak Hz. Peygamberin sünnetinin duvara asılması şeklinde görülmüştür. Yani sünnet ortadan kaldırılmadan bir Müslüman zulmedemez. İslam ahlakı, adaleti bu şekilde tarif eder: "Sünnete uymak adil olmak demektir."

BİR AYET
'Allah'ın yardımı ve fetih gelince! İnsanların kitlece Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde, sen Rabbinin hamdını tespih eyle ve O'ndan istiğfar iste! Kuşkusuz O et-Tevvab'dır.' (Nasr suresi)

Bu sure Hz. Peygamber'in Mekke'yi fethi esnasında nazil olan bir suredir. Hz. Peygamber, erdemli bir insan olarak maruf olduğu şehrinde kırk yaşında iken Allah tarafından elçi olarak gönderildi. Daha sonra on üç sene içerisinde türlü eziyetler gördü. O, ısrarla insanları Allah'a davet etmeyi sürdürdü. En sonunda Allah'ın emriyle Medine'ye hicret etti. Yaklaşık sekiz sene sonra da Mekke'yi fethetmek nasip oldu. Fakat Hz. Peygamber, şehre bir komutan veya fatih edasıyla değil, devesinin üzerinde secde halinde girdi. Bunun sebebi bu suredir. Surede bütün başarı Allah'ın bir ihsanı olarak zikredilerek Müslümanlar'ın bir vehme kapılması engelleniyor. Dini anlatmak ve tebliğ etmek üzere gayret harcamak müminin görevidir. Fakat dinin yayılması, insanların Müslüman olması ve fethin gelmesi Allah'ın ihsanıdır. Bu sure ile başarının Allah'ın ihsanı olduğu anlaşılıyor. Hiçbir kimse başarı ile övünmek veya başarıyı sahiplenme hakkına sahip değildir. Allah, kime başarı vermişse ondan şükür ve istiğfar bekler. Bir Müslüman başarıyı şükür secdesiyle karşılamak, Allah'a şükretmek ve övünmemekle memurdur.

BİR HADİS
'Haya imandandır; utanmadığın sürece istediğini yapabilirsin.'

Bu Hadis-i Şerif, iman ile utanma duygusu arasında bir irtibat kurarak hayayı yüceltir. 'Haya imandandır' hayatının sebebi imandır demektir. Öteki hadiste ise 'Utanmadığın sürece istediğini yapabilirsin' buyururken bir şey yapıp yapmamak hususunda kişi vicdana yönlendirilir. Ancak kimden haya edilir sorusunu sormak gerekir. Haya, imandan ise insanın önce Allah'tan utanması gerekir. Herhangi bir işi yaparken insan önce 'Allah bu yaptığıma ne der?' diye bakar ve kötü bir iş ise utanır. Hadisi böyle anlamak gerekir. Bu bakımdan haya, daha doğrusu Allah'tan utanmak dinin yüksek erdemlerinden birisidir. Haya sahibi olmak tavsiye ve emredilmiştir. En çok haya ile bilinen ise Hz. Osman'dır. Sufiler insanın cemiyetten utanmasını yıkarak bütün hayayı Allah'a toplamak için çalışmışlardır. Nesimi'nin 'Ar ve haya şişesini taşa çalmak' dediği şey budur. İnsanlardan utanmak kişinin gelişmesini engellerken, Allah'tan utanmak onu ahlaken yüceltir. Allah'tan utanmak, Allah'ı görür gibi yaşamanın neticesidir.

SORU-CEVAP
Zekatı niçin veriyoruz? Zekat, malı temizler ne demektir?

Zekat veya sadakanın verilmesinin sebebi, zenginin arınmasını sağlamaktır. Zekatta fakirin düşünülmesi ikincildir, asıl gaye zengini ıslah etmektir. Bunu iki açıdan ele almak gerekir. Birincisi, helalden kazanılmış bir mal henüz temizlenmiş değildir. Çünkü onda başka insanların hatta varlıkların hakkı vardır. Bu hakları belirleyen Allah'tır. Bu nedenle önce Allah'ın hakkının gözetilmesi ve o hakkın Allah'ın belirlediği yerlere verilmesiyle malın arındırılması gerekir. Helalden kazanılmış bir mal, Allah'ın belirlediği hakların ilgili kişilere teslimiyle temizlenir ve kullanılabilir hale gelir. Haramdan kazanılmış malı zekat veya herhangi bir şey temizlemez; bütünü dahil verilse sevap elde edilemez. Malın helalden kazanılmış olması ilk şarttır. İkincisi, insanın kalbinin mal sevgisinden ve kazanma hırsından temizlenmesi gerekir. Zekat vermenin esas gayesi budur. İnsanda mal hırsı olduğu sürece onun gerçek bir dindar olması beklenemez. Öyleyse zekat ve sadakalar fakirler için değil, zenginin arınması ve özgürleşmesi için verilir. Bu nedenle zengin, verdiği zekat sebebiyle fakire teşekkür etmek zorundadır. Fakir ise Allah kendisine bir rızık nasip ettiği için zengine değil, Allah'a şükretmelidir. Fakirin arınması gereken şey de haset duygusu ve mal tutkusudur. Bu bakımdan şükür ile her iki insan da hırslarından arınma ihtimali kazanır.
.